Göz Altı Işık Dolgusu İle İlgili Bilmeniz Gereken Önemli Noktalar

10 maddede göz altı “ışık” dolgusu ile ilgili bilmeniz gerekenler

Doktor bey “göz altı ışık dolgusu” yapıyor mu? ona göre geleceğiz… Bu diyalog neredeyse klinik asistanımın gündelik rutininin bir parçası haline geldi. Peki neymiş bu “meşhur”, süprizlerle dolu, göz altı ışık dolgusu gelin bir göz atalım.

1- Dolgunun içeriği yumuşak ve akışkan formdaki Hyalüronik asit (HA)

Hyalüronik asit cilt altı-cilt içi dolgu maddelerinin içerisinde tüm dünyada uzak ara en sık kullanılan madde. Laboratuvarda sentezlenmiş bir nevi şeker jölesi oluyor kendileri. Pek çok farklı üretici firma var ve her firmanın ürün yelpazesi üç aşağı beş yukarı diğerleri ile örtüşüyor. Sentezleme sürecinin kimyasal aşamalarına göre elde edilen hyalüronik asit ‘in sertlik, akışkanlık, emilme süresi, su çekme kapasitesi gibi fiziksel özellikleri değişkenlik gösteriyor. Göz altı uygulamasında kullanılabilecek olan hyalüronik asit diğer uygulama bölgelerine kıyasla çok daha yumuşak ve daha akışkan olmalı çünkü göz altındaki deri çok ince ve bu derinin altına enjekte edilen madde sert ve kitle etkisi yaratan vasıfta ise dışarıdan görünmesi ve fark edilir düzensizlikler yaratma ihtimali oldukça yüksek. Göz altı dolgusunda kullanılan yumuşak ve akışkan materyallerin elde edilmesi daha farklı bir teknolojik donanım gerektirdiğinden dolayı bu dolgu materyalleri tipik olarak biraz daha yüksek fiyat ile piyasaya sürülmekteler.

2- “Işık dolgusu” bir pazarlama tabiri ve de tıp literatüründe bir karşılığı yok

İşlemin tıp literatüründeki adı “Alt göz kapağı yanak bileşkesinin Hyalüronik Asit içerikli dolgu materyalleri ile augmentasyonu”. Şimdi burada “doktorcum bizi tıbbi tabirlerle bunaltma” diyebilirsiniz ama işlemin tabiatını anlamak ve anlatabilmek için onu doğru tanımlamak oldukça önemli. Zira hastaların büyük çoğunluğu bu pazarlama tabirine takılarak “ışık dolgusu” diye farklı, eşsiz, mucizevi bir maddenin varlığına inanma eğilimindeler. Halbuki durum pek de böyle değil.

3- Nereden geliyor bu “ışık-ışıltı”

Işık çevrenizdeki dış dünyadan, güneşten ve yapay aydınlatma araçlarından geliyor. Işıltı ise bu ışığın bir yüzeyden yansıyıp algılayan kişinin gözüne ulaşması ile oluşuyor. Yaşlandıkça göz altında torbalar oluşur, torbaları örten yumuşak doku hacim kaybeder ve incelir. Böylelikle torbaların çevresinde bu torbaları etraf yumuşak dokudan ayıran çukur alanlar ve oluklar belirmeye başlar. Alt göz kapağı torbası ile burun arasında göz yaşı oluğu (tear through), alt göz kapağı torbası ile yanak arasında orbitomalar oluk deformiteleri ortaya çıkar. Bu oluklar göz altı torbasına göre nispeten çukurda kaldığı için bunların üzerine göz kapağı torbasının gölgesi düşer ve dışarıdan bakan birisi torbanın dışbükey yüzeyini en parlak görürken etrafındaki nispeten çukurda kalan alanları gölgeli olarak görür. Bu ışık gölge dağılımı göz altını “koyu-mor” gösteren etkenlerin başlıcasıdır. İşte biz dolgu uygulaması ile nispeten çukur kalan alanları doldurup yükselterek göz altı torbaları ile aralarındaki seviye farkını ortadan kaldırıyoruz. Daha eşit bir yüzey elde edildiğinde ise ışığın göz çevresinden yansıması daha pürüzsüz daha eşit oluyor, gölgede kalan alanlar azalıyor. Yani uyguladığımız madde bu bölgede bir parlaklık bir renk değişimi veya doku düzeyinde bir ışıltı oluşturmuyor. Biz yüzeyin engebeli fiziksel özelliklerini değiştirerek o yüzeyin ışık/gölge dağılımını geliştiriyoruz.

4- Negatif hacim kavramı üzerine

Göz altı dolgu uygulamasını şöyle hayal edebilirsiniz. Kumda oynuyorsunuz ve kumun üzerinde bir portakal var. Bu portakalın yerini hiç değiştirmeden onu kumun altında bırakmaya çalışıyorsunuz. Yani çevreden aldığınız kumu portakal tamamen kum altında kalana kadar portakalın etrafına yığmanız gerekiyor. Portakalın etrafındaki kumu yığdığınız bu alana negatif hacim diyoruz. Göz altı dolgu uygulamasında portakal sizin göz altı torbalarınız, kumu yığdığımız alan ise dolguyu uyguladığımız alan gibi düşünebilirsiniz. Tipik olarak bir kitleyi doğal bir kontur ile kamufle etmek için kullanmanız gereken toplam hacim o kitlenin hacminden daha fazladır. Bu nedenle göz altında etkili bir sonuç elde etmek için nispeten yüksek hacimlere çıkmak gereklidir.

5- Uygulama tekniği çok özellikli

Göz altında etkili bir sonuç elde etmek için nispeten yüksek hacimlere çıkmak gerekiyor. Sorunlar burada başlıyor. Yüksek hacimler tipik olarak komplikasyonlara çok daha açık ve de uygulayıcı kişinin oldukça tecrübeli ve ne yaptığını biliyor olması gerekli. Çoğu uygulayıcı 1ml dolguyu 2 göz altına paylaştırıyor. Bu miktar oldukça az ve nispeten güvenli. Sorun şu ki; uygulama sonrasındaki ödemden dolayı ilk başta bu hacim yeterli görünüyor ancak birkaç hafta içerisinde ödemin dağılmasıyla beraber hastalar dolgu eridi gitti, yetmedi istediğim sonucu alamadım şeklinde yakınıyor. Daha yüksek hacimlerde ise dolgunun bir alanda göllenmesi ile tümsekler ve görünür düzensizlikler oluşabiliyor. Benim uygulama şeklimde 3-4 cc dolgu özel bir seyreltme aşamasından geçirildikten ve daha akışkan ve daha yumuşak bir form kazandıktan sonra sadece görülen çukur alanlara değil tüm anatomik üniteye katman katman uygulanıyor ve çok titiz bir biçimde dağıtılıyor. Uygulamada damar içi enjeksiyon ihtimalinin önüne geçmek için ucu sivri olmayan esnek bir kanül kullanıyoruz. Kanül dokudan her geçişinde çok küçük hacimler bırakacak şekilde dolguyu dokuya dağıtıyor. Dolgu bu şekilde dağıtılmadığı takdirde doğal bir sonuç elde edebilmek mümkün değil.

6- Uygulama sonrası göz altınız belirgin olarak moraracak ve şişecek

Dolgu maddesini yukarıda bahsettiğim teknik ile uyguladığınızda yani dokuya dağıttığınızda hastanın göz çevresinde yaklaşık 5-7 gün sürecek hafif ama belirgin bir şişliğin ve morluğun olması kaçınılmaz. Ne yazık ki akabinde klinikten çıkıp arkadaşlarla öğle yemeğine gidemeyeceksiniz.

7- Uygulama sadece erken dönem yaşlanma deformiteleri için uygun

Göz altı dolgu uygulamaları yukarıda saydığım sebeplerden ötürü ileri yaşlanma deformitelerinde kesinlikle uygun değil. Sadece erken dönem deformitelerde yani derinin çok kırışmadığı, kas tabakasının gevşemediği, hacim kaybının ileri düzeyde olmadığı, torbaların çok hafif biçimde görüldüğü hastalarda kullanılmalı.

8- Diğer seçenekler konusunda bilgi sahibi olun…

Göz altı dolgu uygulaması göz çevresi estetiğindeki seçeneklerden sadece birisi. Bilinçli bir hasta iyi pazarlanıyor diye bir seçeneğe odaklanıp profesyonel görüşleri göz ardı etmemeli. Plastik cerrahınıza başvurduğunuzda onun size söyleyeceklerini dikkatlice dinleyin. Göz altına kendi dokunuz ile (mikrofat/nanofat) bir tedavi uygulanması mümkün, bazen anatomik olarak yatkın bireylerde anatomik değişiklikler çok erken yaşlarda ortaya çıkar ve hastanın genç yaşına bakılmaksızın ameliyat ile kalıcı olarak giderilebilir. Bazen göz kapağı yüzeyinin sıkılaştırılması bazen alt göz kapağı ameliyatı ile torbaların, kas gevşekliğinin ve deri fazlasının tedavisi gerekebilir. Bu nedenle dolgu hiçbir zaman olmadığı gibi göz altında da cerrahi tedavinin bir alternatifi değildir.

9- Komplikasyonlar can sıkıcı olabilir…

Göz altı dolgusunda en sık karşılaşılan komplikasyon dolgu maddesinin kitleler halinde göz kapağı derisinin altında görünmesidir. Bu durum hastayı uygulamaya getiren orijinal yakınmadan daha büyük bir yakınma kaynağı olabilir. Göz çevresi uygulamalarında çok nadir de olsa görme kayıpları bildirilmiştir ve de bu tarz uygulamaların uzman olmayan kişilerin elinde yapılmasını asla ve asla tavsiye etmiyorum.

10- Henüz hiçbir dolgu maddesi göz altı enjeksiyonu için FDA onayı alabilmiş değildir.

Herhangi bir maddenin tıbbi amaçlı olarak kullanılabilmesi için FDA, Avrupa Standartlar Enstitüsü, T.C. Sağlık Bakanlığı gibi yetkili makamları tarafından detaylıca incelenmesi, onaylanması ve piyasaya sürüldükten sonra da denetlenmesi gerekiyor. Ne kadar çok kurum onay veriyorsa bir ilaç veya tıbbi cihaz o kadar güvenlidir diyebiliriz. Amerikan FDA kurumunun henüz hiçbir dolgu maddesinin göz çevresine enjeksiyonu için izin vermediğini bilmekte fayda var. ABD’de göz altına dolgu yapılmıyor mu elbette yapılıyor. Ancak buna “off label”, yani “etikette olmayan” kullanım şekli deniyor. Eğer başınıza herhangi bir komplikasyon gelirse geri dönüp vay ben bilmedim, ben duymadım diyemiyorsunuz. Göz altı uygulamadaki potansiyel sorunlar uzunca bir süre daha gelişmiş ülkelerdeki sağlık otoritelerinin bu endikasyonu onay dahiline almayacaklarına işaret ediyor.